Ana Sayfa Yazar Köşesi Karantina günlükleri / Altay Öktem: “Sadece evde kalsak iyi, iki normal arasında sıkıştık kaldık!”

Karantina günlükleri / Altay Öktem: “Sadece evde kalsak iyi, iki normal arasında sıkıştık kaldık!”

Ekleyen okumakiyigelir

Yeni normale geçiş sürecinde bir numaralı gündemimiz yine Covid-19 ve yeniden artışa geçen vaka sayıları. Peki insanlık tarihinin bu şaşırtıcı döneminde yazarlar ne yapıyor? Doğan Kitap yazarlarından Altay Öktem, yaşadıklarına ve düşündüklerine dair bir yazı kaleme aldı…

İnsanlık farklı bir deneyim yaşıyor. Belki savaş görmedik hiçbirimiz ama savaşın ne olduğunu iyi kötü biliyoruz. Savaşa karşı, fiziksel olmasa da, duyusal/duygusal bir genetik yatkınlığımız söz konusu. Tanıklıklarla, okuduklarımızla, izlediklerimizle içimize işlemiş savaş. Doğal afetlere karşı da (her ne kadar, afet esnasında işe yarayıp yaramadığı tartışılır da olsa) yine psikolojik bir antikor oluşturmuşuz. Bunların yabancısı değiliz. Hiç karşılaşmamış da olsak, en azından kavram olarak yakından biliyoruz. Sonuçları hakkında da iyi kötü bir fikrimiz var hepimizin.

Şimdi ise hayat bize yeni bir şey öğretiyor. En tehlikeli düşman, en gelişmiş silahlara sahip olan düşmandır diye biliyorduk hep. En tehlikeli ordu da, en kalabalık ordu olsa gerek. Mermisi çok güçlü de olsa küçük bir tank pek korkutmaz. Koca bir tank, özellikle de namlusu çok kalın ve uzunsa, sahibine en azından psikolojik üstünlük kazandırır. Çünkü güç fallik bir kavramdır. O yüzden gücü elinde tutmak isteyenler ahşabı değil betonu severler. Yatay değil dikey binaları… Doğal afetlerde bile tehlikenin boyutu, tsunaminin yüksekliğiyle, depremin büyüklüğü ve şiddetiyle ilişkilidir. Alevler ne kadar yükseğe çıkıyorsa, yangın o kadar tehlikelidir.

Son birkaç aydır ezberimiz bozuldu. Olabilecek en küçük, mikroskopla bile pek göremeyeceğimiz kadar küçük bir düşmanla karşı karşıyayız. Ne bize doğru uzattığı uzun, kalın bir namlusu var, ne de bizi tehdit etmek için altımızdaki zemini kaydırıp oradan oraya savrulmamıza neden oluyor. İmkânı olanlar korunmak için evlerine kapanıyor. Ev, “büyük kapatılma”nın yeni versiyonu olarak hayatlarımıza girdi. Aslında hep hayatlarımızdaydı ama, aynı ev, hiçbir fiziksel değişim geçirmediği halde anlamını ve işlevini değiştirdi. Virüs yaptı bunu. O asla göremeyeceğimiz kadar küçük şey. Sadece sağlığa, ekonomiye, siyasete değil, galiba felsefeye de el attı. Ki, istediğimiz kadar #evekapanın, #evdekalın diye çağrılar yapalım, hepimiz biliyoruz ki evde kalarak virüsten korunamayız, bir süreliğine saklanırız ancak.

Son birkaç aydır ezberimiz bozuldu, çünkü kafamızı sokak kapısından dışarı çıkardığımız an yüreğimizin hop oturup hop kalkmasına neden olan o şey, dünyanın her yerinde, Afrika’nın çöllerinden Antarktika’nın buzullarına kadar, elini kolunu, pardon üstündeki tıknaz birer çivi gibi duran çıkıntılarını sallaya sallaya dolaşıyor. Bazen, laf arasında, dünya nüfusu ne kadar arttı falan deriz ya, Covid-19’un nüfusunu bildiğimiz matematiksel yöntemlerle hesaplamamız mümkün değil. Hatta öyle hızlı çoğalıyor ki, değil biz hesabı bitirmeden, daha hesaba başlamadan önce onun sayısı milyonlarca kat artmış oluyor.

Ne yapacağız peki? Şimdilik tek bir seçeneğimiz var: Maske takacağız! Bu mu yani tek silahımız, demeyin. Üzülerek söylüyoruz ki, şimdilik bu. Tabii ki virüsü maskeyle alt etmek mümkün değil ama, en azından, biraz da olsa korunuruz, diye umuyoruz. Hayır, girer tabi yine içeri ama bir miktar az girer, hiç yoktan iyidir…

Yeni insanlık trajedisi bu mu yoksa? Asırlar boyunca sürdürülen o fallik güç gösterisinin sonuna mı geldik? Güç gösterisi yapabileceğimiz tek şey olarak, kala kala avuç içi kadar bir bez mi kaldı elimizde?

Sanıyorum hepimiz aynı fikirdeyiz: İşin orası öyle, ama yine de… diye başlayan cümlelerimiz, umutsuz olmamalıyız, diye bitiyor. Hazır eve kapanmışken bunu bir fırsata çevirelim, vakit bulup da okuyamadığımız kitapları okuyalım, filmleri seyredelim, bir de yoga yapalım mesela. Ayrıca, hayatımızı gözden geçirebilmemiz için bulunmaz bir nimet bu karantina. Bu kadar tüketime gerek var mıydı sahiden, sabahtan akşama kadar deliler gibi çalışarak ne elde ettik, doğaya zarar vermemizin bedelini ödemiyor muyuz şu anda, gelin her şey normalleştiğinde, artık eskisi gibi yaşamayalım, yaptığımız o hataları bir daha yapmayalım. Kendimizi yeniden inşa edelim!

İşin doğrusu, ilk bir iki hafta ben de böyle düşündüm. Hatta, her gün bir kitap okuma, bir film izleme zorunluluğu koydum kendime. Laf aramızda, hiç mutlu olmadığım halde, yıllardır içinde sürüklenip durduğum bir işim vardı, ani bir kararla istifa ettim. Para her şey demek değil; bunu zaten biliyordum. İnsanın bazen çok iyi bildiği şeyleri bile uygulamaya geçirmesi için bir motivasyona, nasıl denir, bir uyanışa ihtiyacı vardır. Corona’yla uyandım.

Şu anda evdeyim. Evden yazıyorum bu satırları. Sanıyorum sizler de evinizde okuyorsunuzdur. İnanın şu ana dek hiç sıkılmadım. Günde bir kitap okuyamadım tabii, her gün bir film de seyredemedim. Ayıptır söylemesi, yoga da yapamadım hiç. Ama kapatıldığım ev, zaten kapanmayı özlediğim evdi. Hayat “normal”leşene kadar beklerim, ne var bunda?

Asıl sorun, zaman geçtikçe “normal” kavramı eksen değiştiriyor. Bizim bugüne kadar normal sandığımız şey sahiden normal miydi acaba, diye düşünmeye başlıyor insan. Yeni bir normal mi oluşuyor yoksa? Dünün normali, yarının normalinden çok mu farklı olacak? Bugünün normalinden söz etmiyorum bile, çünkü bugün normal yok. Hatta… dilim varmıyor ama galiba bugün de yok.

Normal sandığımız şey, sistemin devamı için bize empoze edilen hayat tarzıydı. Değişirse iyi, çoğumuzun “yeni normal”e itirazı olacağını sanmam. Ama bilinmeyenin tedirgin edici yönünü de göz ardı etmemek lazım. Bu arada, iki normal arasındaki geçiş sürecinin sarsıntısını da hesaba katmalıyız. Yeni normali bilmediğimiz gibi, olası sarsıntının gücü hakkında da hiç fikrimiz yok. İktidarlar, iktidarlarını sürdürmek amacıyla, her şeyin eskisi gibi olması için ellerinden geleni yapacaklar, bu kesin. Ama son sözü söyleyecek olan, dünyayı yeniden şekillendirecek olan onlar değil artık; yeni bir düşmanımız var. Hem de bildiğimiz tarzda silahları olmayan, kendisi silah olan görülmez bir düşman.

En azından, önümüzdeki yıllar için bu böyle. Sonrasını, sanıyorum hiç kimse bilmiyor. Neyse, siz siz olun, evinizi içinize işleyin. Ve asla, maskesiz çıkmayın sokağa. Gerisi muamma.

Benzer İçerikler

1 Yorum

Sadettin ÇAKILI 16 Haziran 2020 - 13:10

Altaycığım, selamlar, sevgiler…

Reply

Yorum Yaz